27 Temmuz 2009 Pazartesi

XP Tonics

Xp Tonik Sls

Giriş:

Bilindiği üzere kanser yaş, cinsiyet, ekonomik sınıf tanımayan ve hayatın hangi döneminde karşı karşıya kalınabileceğinin bilinmediği bir hastalıktır. Özellikle son yıllarda erken tanı yöntemlerinin bu kadar gelişmiş olmasına rağmen önlenemez bir artış gösteren kanser, ölümle sonuçlanan bir hastalık olması nedeniyle sadece hastalar değil hasta yakınlarının da oluşturduğu geniş bir populasyonu etkileyen, toplum üzerine sosyolojik ve psikolojik travmalar oluşturan son derece önemli bir hastalıktır.

Özellikle gelişmiş ülkelerde kanser üzerine yapılan çalışmalar hız kazanmış ikinci dünya savaşı ile birlikte kullanılmaya başlanan kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin sınırlı sonuçları sebebi ile tıbbın temelini oluşturan ve alternatif tedavi yöntemleri içerisinde sayılan bitkisel druglar üzerine eğilmeye başlanmıştır. Yapılan binlerce çalışma geleceğe umutla bakmamızı sağlarken bu konuda bu eşsiz coğrafyada yaptığımız ve yapacağımız çalışmaların sonucunda elde ettiğimiz ve edeceğimiz sonuçlar ülkemizin dünya literatüründeki yerini daha yükseklere taşıyacak ve atalarımızdan bize miras kalan tıbbın öncüleri olma vasfını devam ettirmemizi sağlayacaktır.

Bilinen tedavi yöntemleri ile mümkün olması oldukça zor bir olasılık olsa da, bazı kanser türlerinin tedavisinde, erken teşhise bağlı kemoterapi, radyoterapi bazen da cerrahi tedaviler ile olumlu sonuçlar elde edildiği bilinmektedir. Viral sebeplerin (HPV) çok önemli bir rol oynadığı Rahim ağzı kanseri için geliştirilen aşı gibi diğer kanser türleri içinde çeşitli koruyucu yöntemleri ortaya koymaya çalışmak, akademisyenler ve bilim adamlarını son derece meşgul eden ve ne yazık ki çok fazla ilerleme kaydedilemeyen bir konudur.

Klinik ve laboratuar çalışmalarında kanser tedavisinde hatırı sayılır sağlık örgütleri ve bilim adamlarının ne kadar özveri ve gayretle çalıştıklarını unutmamak gerekir. Klasik tedavi yöntemleri dışında kalan alternatif tedavi yöntemleri ile kanserden kurtulmaya çalışan pek çok hastanın olduğu bilinmektedir. Modern tıp uygulamaları içerisinde yer almadığından profesyonel yardım almadan yapılan bu tedavilerle çok sınırlı sonuçlar alınabilmektedir.

Mevcut durumda modern tıpta uygulanabilecek her türlü tedavi yöntemi uygulandıktan sonra, artık başka şans kalmayıp hastalar kendi başlarına kaldıkları zaman alternatif tedavi yöntemlerine yönelmekte ancak çoğu kez geç kalınmaktadır. Özellikle bitkilerle tedavi iletişim olnaklarının en üst düzeyde olduğu içerisinde olduğumuz bilişim çağında tecrübelerin daha çok ve sıklıkla paylaşılmasına olanak sağlaması nedeniyle yaygınlaşmaya ve popülaritesini kazanmaya başlamıştır. Son çare olarak başvurulan bitkisel tedaviler aslında modern tedavil protokolleri içerisinde yer alması gereken tedaviler oldukları düşünülmektedir. Kanser erken teşhis, uygun tedavi ve hastanın tedavi aşamasında yapılan değerlendirilmesi ile yeni tedavi stratejilerinin de geliştirilmesi gereken bir hastalıktır. Herbalist Adnan Akar tarafından geliştirilen çeşitli bitkisel kombinasyonları içeren tedavi yöntemleri ile özellikle beyin tümörlerinde elde ettiği başarılar internet ortamında kolaylıkla takip edilmektedir. Xp Tonik Sls adı verilen özel kombinasyon tedavi ile elde edilen başarı, düzenli yapılan tetkikler ile ortaya konulmaktadır. Bu sonuçlar siz veya uzmanlarınız tarafından değerlendirilerek söz konusu dinamik, kombine tedavinin geliştirilmesine katkılarınız ümit edilmektedir.

Dr.Levent KARAFAKI 27/07/2009


Mevcut yazılı metin bilgilendirme amaçlıdır. Bilimsel verilerden elde edilmiş bilgilerdir. Konu hakkında uzman kişiler tarafından yönlendirilmeniz ve tedaviye yönelik işlemleri bir hekim kontrolünde uygulamanız veya uygulatmanız önerilir.

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Kanserde Ozon Tedavisinin Yeri

Kanser tedavisine ozonun katkısı


Kanser toplumların korkulu rüyası olmaya devam eden, tedavisi oldukça zahmetli ve uzun süreli bir hastalıktır. Günümüzde belirli türlerine karşı önemli başarılar elde edilse de halen kanserin tedavisinde alınması gereken büyük mesafe olduğu açıktır. Ülkemizde her yıl 100.000’in üzerinde ölümden sorumlu olan kanserin tedavisinde en yaygın kullanılan iki yöntem ilaç (kemoterapi) ve ışın (radyoterapi) tedavileridir. Hastalığın ve hastanın durumuna göre her iki tedavi yöntemi ayrı ayrı veya birlikte kullanılabilir.


Kanser ile ilgili önemli sorunlardan bir tanesi nüks ve metastazların görülmesi bir diğeri de uygulanan tedavilerden kaynaklanan yan etkilerdir. Nüks bazı tür kanserlerde daha yaygın görülür ve hastanın tedavisi bittikten sonra uzun süre takibini gerektirir. Hastalığın tedavisi boyunca ve tedavi bittikten sonra ortaya çıkan yan etkiler ise bazen öyle şiddetli olur ki, hastanın yaşam konforunda büyük bozulmaya ve hatta hastalığın kendisinden daha büyük sorunlara kaynak teşkil eder. Günümüzde kanser tedavisinde kullanılan ilaçların insan vücudundaki normal hücreleri de etkilemesi, karaciğer ve böbrek gibi yaşamsal organlar üzerinde uzun süreli hasara neden olmaktadır.


Kanser korkutucu bir hastalık olduğu için, pek çok hasta ve hasta yakını mevcut tedavilere ek veya yardımcı yollar araştırmaktadırlar. Günümüzde bitkisel ilaçlar başta olmak üzere kanseri tedavi ettiği iddia edilen onlarca ürün hastalar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Hekimlerin önemli bir kısmı bu ürünlerin kullanılmasına karşıdır ancak çoğu vakada bu tür ilaçlar hekimin bilgisine başvurulmadan tedaviye dâhil edilmektedir. Fayda gördüğünü söyleyen onlarca hasta olmakla birlikte genel olarak kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte kullanıldığı için, yararlı etkilerin hangi tedavi yönteminden kaynaklandığı çoğu zaman tespit edilemez. Her ne olursa olsun, hastalara mutlaka tedaviyi takip eden hekime danışmaları ve ilgili hekimin onayı ile bu tür ilaçları kullanmaları önerilir.


Hastalar ve hasta yakınları tarafından sıkça başvurulan yardımcı tedavi yöntemlerinden bir tanesi de ozon tedavisidir. Ozon tedavisinin kanser tedavisinde etkinliğinin olup olmadığı gün geçtikçe daha çok sorgulanmaktadır. Ozon tedavisinin etki mekanizması göz önüne alındığında, özellikle kemoterapi ve radyoterapi gören hastalara ozon uygulamasının birkaç yönden hasta yararına sonuçlar doğuracağı açıktır. Birincisi ozon tedavisi immun sistemi destekleyerek insan vücudunun kanser hücreleri ile savaşma kapasitesini ciddi düzeyde artırır. İkincisi, dokuların kanlanmasını ve dolaşımını düzenleyerek kemoterapi ve radyoterapinin etkinliğini artırır. Bilindiği gibi her iki tedavi yönteminin etkili olabilmesi için kanser dokusunun iyi düzeyde kanlanması gerekmektedir. Üçüncüsü, kanser dokusunda ortaya çıkan (hipoksi-oksijen yetersizliği) sorununun çözümüne yardımcı olarak kanser hücrelerinin metastaz (başka bölgelere göç etme) kapasitelerini düşürür. Dördüncüsü kemoterapi ve radyoterapiden kaynaklanan yan etkilerin (yorgunluk, bitkinlik, saç dökülmesi, karaciğer hasarı, radyoterapiden kaynaklanan yara ve cilt yanıkları vb.) azalmasına destek olur.


İtalya ve Almanya’da tek başına ozon ile kanser hastalarını tedavi eden pek çok merkez bulunmaktadır. Ülkemizde hekimler tarafından yeni tanınmaya başlayan bu destekleyici tedavinin bilinen yan etkisinin olmaması, kanser tedavisine yüksek miktarda ek yük getirmemesi ve pek çok hastanın yaşam konforunu ve tedavi etkinliğini artırması ümit vericidir. Yine de hastalarımızın tek başına ozon tedavisini değil, uygulanan kemoterapi ve radyoterapi kürleri ile bu tedaviyi almaları hem hastalar hem de hasta yakınları için yüz güldürücü sonuçlar doğuracaktır.


Doç.Dr.Ahmet KORKMAZ

Mevcut yazılı metin bilgilendirme amaçlıdır. Bilimsel verilerden elde edilmiş bilgilerdir. Konu hakkında uzman kişiler tarafından yönlendirilmeniz ve tedaviye yönelik işlemleri bir hekim kontrolünde uygulamanız veya uygulatmanız önerilir. , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara ,

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Ozon Terapisinin Ülseratif Kolit Üzerine Etkileri

Positive Effects of Oxygen-Ozone Therapy in
Chronic Ulcerative Rectocolitis
A Case Report
SUMMARY. This case report deals with a 45-year woman who suffered from chronic ulcerative rectocolitis, initially treated by allopathic drugs and subsequently only by holistic natural therapy. Whereas no satisfactory results were obtained with the first treatment, the second therapeutic approach was entirely successful. As is known, rectocolitis is a chronic pathology characterized by inflammatory and degenerative lesions of the bowel mucosa. Although its aetiology is still unknown, genetic, immunologic and environmental factors have been implicated. From September 1997 to February 2000 the patient was treated in different hospitals and at home with numerous drugs including anti-inflammatory medication, antibiotics, immunosuppressive, cortisone-like and anti-depressive substances. Since no acceptable positive effects were obtained, she opted for natural holistic therapy. The following clinical picture was recorded by us: 1) rectocolitis with ulcers, characterized by 20-30 bloody diarrhoeal bowel discharges per day; 2) severe anemia, hemoglobin being 5.2 g%; 3) severely imbalanced water status; 4) joint pain in numerous regions; 5) cough with abundant transparent catarrh, particularly the during night; 6) sleep loss due to cough and bowel discharges; 7) variable intensity fever; 8) depression due to home confinement; 9) no possibility of work; 10)total discouragement with physicians and official therapy. The holistic natural therapy consisted in two different modalities of oxygen-ozone therapy: a) rectal insufflation of a mixture of oxygen-ozone with a low concentration of ozone (10-12 mg of ozone in 1 mL of oxygen) 2-3 times a week for a long period; b) major ozonated autohemotransfusion with the addition of homotoxicological drugs once a week for a long period. At the end of July 2000, patient decided to stop treatments because she was healthy. She then continued with treatments every month up to the month of July 2001. After that no further therapy was given up to the last check-up in October, 2003, the patient being in good health.

Mevcut yazılı metin bilgilendirme amaçlıdır. Bilimsel verilerden elde edilmiş bilgilerdir. Konu hakkında uzman kişiler tarafından yönlendirilmeniz ve tedaviye yönelik işlemleri bir hekim kontrolünde uygulamanız veya uygulatmanız önerilir. , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara , ankara ozon , ozon ankara , ankara ozon tedavisi , ozon tedavisi , ozon terapisi , ozon tedavisi ankara ,

10 Haziran 2009 Çarşamba

TSK Koruyucu Hekimlik Bülteninde Ozon Tedavisi

Yazar: Özler M, Öter Ş, Korkmaz A. Ozon Gazının Tıbbi Amaçlı Kullanılması. TAF Prev Med Bull. 2009; 8(1): 69-74.
TAF Preventive Medicine Bulletin, 2009: 8(1)
Derleme/Review Article TAF Prev Med Bull 2009; 8(1):59-64

Ozon Gazının Tıbbi Amaçlı Kullanılması
[The Use of Ozone Gas for Medical Purposes]

ÖZET

Ozon (O3) üç oksijen atomundan oluşan renksiz, keskin kokulu doğal bir gazdır. Yer yüzeyi yakınlarında toksik ve kirletici olan ozon, stratosfer tabakasında zararlı ultraviyole ışınları süzücü rolüyle hayati önem taşır. Keşfinden sonraki ilk yıllarda dezenfeksiyon amacıyla kullanılırken yıllar içerisinde yapılan çalışmalar medikal kullanımını gündeme getirmiştir. Ozon tedavisi belirli bir miktarda ozon/oksijen karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanması olarak özetlenebilir. Ozon/oksijen gaz karışımı intravenöz, intramuskuler, intraartiküler, intraplevral, intrarektal ve intradiskal uygulanabildiği gibi topikal de uygulanabilir. En yaygın ozon uygulanma şekli majör otohemoterapidir. Bu yöntemde hastadan özel bir şişe içerisine alınan 50–270 ml kan ozon/oksijen karışımı ile belirli bir süre temas ettirilir ve daha sonra tekrar vücuda geri verilir (reinfüzyon). Ozon uygulaması esnasında oksidatif stres ve lipid oksidayonu sonucu oluşan hidrojen peroksit ikincil haberci gibi davranarak ozon tedavisinin biyolojik etkilerine aracılık eder. Tekrarlayan ozon uygulamaları sonucunda antioksidan sistem uyarılarak oksidatif strese karşı direnç gelişir. Ayrıca hücre membranında bulunan yağ asitlerinin oksidasyonuna bağlı olarak çeşitli sitokin düzeyleri de artar. Ozon tedavisi özellikle inflamatuar sürecin yoğun olarak yaşandığı ve immün sistemin ön planda yer aldığı fizyopatolojik durumlarda yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu durumlardan bazıları yara iyileşmesi, yaşa bağlı makuler dejenerasyon, iskemik ve infeksiyöz hastalıklardır.
SUMMARY
Ozone (O3) is a colorless and sharp odorous natural gas that is composed of three oxygen atoms. Ozone, that is toxic and pollutant near earth’s surface, it is vital in stratosphere by absorbing harmful ultraviolet radiation. Although initial years after being discovered it was used for disinfection, studies conducted have come into question for medical usage of ozone. Ozone therapy may be summarized as administering a particular amount of ozone/oxygen mixture into body cavities or circulation. Ozone/oxygen gas mixture can be applied via intravenous, intramuscular, intraarticular, intrapleural, intrarectal and intradiscal as well as topically. Most frequent ozone administration is major autohemotherapy. In this method, 50-270 ml blood of patient is taken into a special bottle and after contacting with ozone/oxygen mixture for a particular duration, it is re-infused. During this period, hydrogen peroxide produced by oxidative stress and lipid oxidations mediates the biological effects of ozone therapy by acting as a second messenger. Repetition of ozone administration creates resistance against oxidative stress via inducing antioxidative system. Moreover, levels of several cytokine are increased depending on the fatty acid oxidation in cell membranes. Ozone therapy is used as an adjuvant therapeutic modality in the pathophysiological conditions where severe inflammatory processes and immune activation are involved. Some of the examples are wound healing, age-dependent macular degeneration, ischemic and infectious disorders.
Mehmet Özler, Şükrü Öter, Ahmet Korkmaz
GATA Fizyoloji AD
Anahtar Kelimeler: Ozon, ozon tedavisi, lipid peroksidasyonu.
Key words: Ozone, ozone therapy, lipid peroxidation.
Sorumlu yazar/ Corresponding author: Mehmet Özler.
GATA Fizyoloji AD Etlik, Ankara, Türkiye.
fizyomehmet@gmail.com
GİRİŞ
Ozon üç oksijen atomundan oluşan gaz halinde bir moleküldür. Oksijen molekülünün (O2) kararlı haline karşın, ozon (O3), kararsız bir moleküldür. Ozon gazını alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein 1839 yılında keşfetmiştir. Ozon renksiz ve keskin kokulu bir gazdır. Keşfinden sonraki ilk yıllarda dezenfeksiyon amacıyla kullanılmıştır. 1860 yılında Monaco şehrinin su arıtma tesisinde dezenfeksiyon amacıyla ozon kullanılmaya başlanmıştır. Ozonun bu dezenfekte edici etkisi güçlü okside edici özelliğinden kaynaklanmaktadır. Sadece virüs ve bakterileri öldürmekle kalmaz tüm mikroorganizmalar ve toksinlerini de okside edebilir. Ozon ayrıca fenolleri, pestisitleri, deterjanları, kimyasal atıkları ve aromatik bileşikleri de etkili şekilde nötralize edebilir (1,2). Ozon kimyasal yapısı itibariyle radikal özelliği taşımamakla birlikte, florin ve persülfattan sonra, bilinen üçüncü en güçlü oksidan maddedir (3).
Ozon özellikle atmosferin üst tabakalarında oldukça bol bulunan bir moleküldür. Atmosferdeki ozonun %90’ına yakını, yer yüzeyinden yaklaşık 20–50 km yüksekte bulunan stratosfer tabakası içinde yer alır. Geri kalan %10’luk ozon miktarı ise 10–15 km’ler arasındaki troposfer tabakası içinde bulunmaktadır. Atmosferde stratosfer tabakası içerisinde bulunan ozon, ultraviyole radyasyonunun etkisiyle bir taraftan oluşurken, öbür taraftan da yok edilmektedir. Bu işlem ultraviyole radyasyonun değişik frekanslarında meydana gelir (4).
Ozon oluşumunu gösteren tepkime aşağıda gösterilmiştir.
3O2+68,4 Kcal→2O3 www.korhek.org 59
TAF Preventive Medicine Bulletin, 2009: 8(1)
Çok reaktif bir gaz olan ozon canlılar için toksiktir. Akciğer ve gözler ozonun toksik etkisine en hassas organlardır. Gözdeki irritasyonu ve akciğere etkileri konsantrasyon, sıcaklık, nem ve maruz kalınan süreye bağlı olarak değişir. Düşük konsantrasyonda ozon inhalasyonu, boğazda irritasyon ve buna bağlı öksürüğe neden olabilir. Yüksek konsantrasyonlardaki inhalasyon ise bronşiyal mukoza ve pnömosit hücresi hasarına bağlı akciğer ödemine kadar varabilir (5,6).
Medikal Ozon ve Etki Mekanizması
Ozonun tıbbi amaçla kullanımının ilk olarak 1880 yılında Dr. John Harvey Kellogg (Battle Creek/Michigan/ABD) tarafından gerçekleştirildiğini yazan kaynaklar bulunmakla birlikte daha yaygın görüşe göre kabul edilen ilk tıbbi kullanımı Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman askerlerinin kangren ve benzeri ciddi yaralanmalarını tedavi eden Dr. Albert Wolff’a dayanır. Bilimsel bir toplantıda ozonun tedavi edici bir ajan olarak gündeme alındığı ilk önemli organizasyon ise 1935 yılında Berlin’de toplanan 59uncu Alman Cerrahi Birliği (59th Meeting of the German Surgical Society) toplantısı olup, burada Dr. Erwin Payr “Cerrahi’de Ozon Uygulamaları” başlığı altında kendi vakalarından oluşan derleme türünde bir sunum yapmıştır (7,8). Bu tarihten sonra 80’li yıllara kadar, ozon tedavisini münferit olarak uygulayan çeşitli hekimler ve araştırmacılar bulunmaktadır. 1980’li yıllardan itibaren ise tıbbi amaçla ozon kullanımına yönelik gerek bilimsel çalışmalar, gerekse vaka serileri literatürde artmaya başlamıştır. Ozon tedavisi belirli bir miktarda oksijen/ozon karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanmasıdır; bu karışım intravenöz, intramuskuler, intraartiküler, intraplevral, intrarektal ve intradiskal uygulanabildiği gibi topikal de uygulanabilir (3). Ozon tedavisinin klasik uygulaması haline gelmiş olan yöntem 1974 yılında Wolff tarafından tarif edilmiştir. Bu yöntemde; bir miktar kan (50–270 ml) vücut dışına alınarak, ozona dayanıklı bir şişede 5-10 dakika oksijen/ozon karışımıyla temas ettikten sonra tekrar aynı kişiye geri verilir (ototransfüzyon) (3,9). Bu uygulama şekli majör otohemoterapi (HT) olarak adlandırılmaktadır. Bu tarihten günümüze, daha çok Avrupa’da olmak üzere milyonlarca ozon ototransfüzyon tedavisi yapılmıştır (10).
Ozon reaktif bir molekül olduğu için tıbbi amaçlı kullanımında dikkat edilmesi gereken bazı durumlar vardır:
Ozon, hiçbir zaman saf olarak verilmemeli ve belli oranda oksijenle karıştırılarak uygulanmalıdır. Bu karışımda oksijen %95’den az ozon %5’ten fazla olmamalıdır. Normal atmosfer havasının bu karışıma girmesi engellenmelidir. Çünkü ozonun reaktif özelliğinden dolayı hava ile teması sonucu toksik bir gaz olan nitrojen dioksit (N2O2) oluşabilmektedir. Ayrıca emboliye sebep olmaması için ozon gaz olarak damar sistemi içerisine verilmemelidir. Tüm işlemler sırasında ozona dayanaklı malzemenin (paslanmaz çelik, nötral cam ve teflon) kullanılması gerekmektedir (3).
Ozon, diğer gazlar (O2, CO2) gibi suda çözünebilir. Ozon oksijene göre 1,6 kat daha yoğun ve suda çözünürlüğü 10 kat daha fazla olan bir moleküldür. Saf suda diğer gazlar gibi Henry kanununa göre çözünür. Çözünmesi ısıya, basınca ve konsantrasyonuna bağlıdır. Biyolojik sıvılarda ise ozon oksijenden farklı olarak hızlıca biyomoleküller ile reaksiyona girer.
OzonPlazmaROTLOPTrombositLökositEritrositDiğer organlarKemik iliğiendotelBüyüme faktörlerinin salınmasıİmmünsistem uyarılmasıDokulara daha kolay Oksijen bırakma Antioksidan enzim miktarında artmaOksidatifstrese dirençli eritrosit yapımıve artmışkök hücre aktivasyonuNO salgılanmasında artma
Şekil 1. Ozon tedavisinin etkileri. (ROT: Reaktif oksijen türevleri, LOP: Lipit oksidasyon ürünü (Lipid oxidation products))
60 www.korhek.org
TAF Preventive Medicine Bulletin, 2009: 8(1)
Dolayısı ile HT esnasında uygulanan ozon/oksijen karışımındaki ozon afinite sırasıyla çoklu doymamış yağ asitleriyle, antioksidanlarla ve sistein gibi sülfhidril (SH) grubu taşıyan tiyol bileşikleri ile reaksiyona girer. Ozonun miktarına bağlı olarak karbonhidratlar, proteinler (dolayısıyla da enzimler), DNA ve RNA da bu reaksiyondan etkilenebilir. Tüm bu bileşikler ozon karşısında elektron donörü gibi davranarak oksitlenirler. Sonuçta süperoksit (O2-), hidrojen peroksit (H2O2) ve hipoklorik asit(HClO) gibi reaktif oksijen türevleri (ROT) oluşur. Bu reaksiyonlardan en önemlisi doymamış yağ asitlerinin oksidasyonudur. Ana reaksiyon aşağıdaki gibidir (3).
R-CH=CH-R’+O3+H2O→R-CH=O+R’-CH=+H2O2
Bu reaksiyonda her hidrojen peroksit ile birlikte iki de lipit oksidasyon ürünü (lipid oxidation products; LOP) oluşmaktadır (11,12). Lipit oksidasyon ürünleri için iyi bilenen örnekler şunlardır; lipoperoksil radikalleri, hidroperoksitler, malondialdehit, izoprostan, alkenaller ve 4-hidroksi-2,3-trans nonenal (HNE) (13-16).
Görülüyor ki, ozonun biyolojik etkilerinin ortaya çıkması için serbest radikallerin varlığı önemlidir. Serbest radikaller, çeşitli patolojik süreçlerin gerek başlatıcısı, gerek ara basamaklarda işe karışabilen, gerekse sonucunda ortaya çıkabilen reaktif maddelerdir. Bunlar, organizmada aerobik solunum sırasında mitokondride ve fagositlerde solunum patlaması gibi çeşitli fizyolojik durumlarda da oluşabilmektedir (17). Aerobik canlılar serbest radikallerin toksik etkilerinden korunmak için antioksidan sistemler geliştirmişlerdir. Non enzimatik olanlar; ürik asit, askorbik asit, protein (özellikle albumin), protein olmayan tiyoller, vitamin E ve biluribindir. Enzimatik olanlar ise süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ile glutatyon peroksidaz (GPx) glutatyon transferaz (GST), glutatyon (GSH) ve glutatyon redüktazdan (GR) oluşan glutatyon sistemidir (12). Son zamanlara kadar oksidatif stresin hücre hasarındaki rolü ve hastalıkların altında yatan patolojik süreçlere etkileri konusuna odaklanılmıştı. Patolojik süreçlerde oksidatif stresin artış mekanizmaları ve etkilerini açıklayan yüzlerce çalışma yapılmıştır (18-23). Yakın zamanda yapılan çalışmalarda ise oksidatif stresin bilinenin tersi etkilerinin de olabileceği görülmüştür. Bu çalışmalarda oksidasyon/redüksiyon (redox) reaksiyonlarının başta hücre içi haberleşme olmak üzere biyolojik mekanizmalarda rol aldığı gösterilmiştir. Artık açık olarak biliniyor ki gerek reaktif moleküller gerekse bunların çeşitli biyolojik moleküllerle reaksiyona girmesi sonucu ortaya çıkan oksidasyon ürünleri düşük konsantrasyonlarda (fizyolojik düzeylerde) hücrede önemli roller üstlenmektedir (23-26).
Ozonun biyolojik etkilerini açıklamak için yapılan çalışmalarda daha çok HT tedavisi model alınmıştır (27-30). HT esnasında uygulanan ozon/oksijen karışımındaki ozon plazmada hızla çözünür. Daha önce bahsedildiği gibi sıvılardaki çözünürlüğü fazla olan ozonun bir kısmı plazmada bulunan antioksidanlar ile reaksiyona girerek bunların miktarlarını azaltır. Bu anlık olaylar sırasında çeşitli ROT de oluşabilmektedir. Bu radikallerin yarı ömrü çok kısa olduğu için, daha kan hastaya geri verilemeden, yani ototransfüzyondan önce bunlar ortadan kalkarak yerlerini lipit oksidasyon ürünlerine bırakırlar. Bu ürünler, büyük oranda kandaki hakim hücre olan eritrositlerin membranlarının oksidasyonu ile ortaya çıkar. Eritrosit membranındaki doymamış yağ asitleri oksidasyona çok duyarlıdır. Yukarıda formülünü de gösterdiğimiz üzere, bu reaksiyonlar sırasında ortaya çıkan hidrojen peroksit, molekül yapısı itibariyle radikal olmayan oksitleyici bir moleküldür (3,12,31).
Hidrojen peroksitin ozonun tedavi edici etkinliklerinin en azından bir kısmından sorumlu - ikincil habercisi gibi davrandığı kabul edilmektedir. İlk etkilerinden biri eritrositlerde 2,3-difosfogliserat düzeyini artırma yoluyla hemoglobin-oksijen ayrışma eğrisinin sağa kaymasına ve böylece oksijenin dokulara daha kolay bırakılmasına neden olmasıdır. Plazmada konsantasyonu artan hidrojen peroksit kolayca hücrelerin içine diffüze olarak; lökosit ve endotelial hücrelerde çeşitli interferon, interlökin ve transforme edici büyüme faktörü (TGF) yapımını da artıran uyarıları tetikler (32). Lipit oksidasyon ürünlerinin yarı ömürleri ise saatlere varabilmekte, dolayısıyla ömrü çok kısa olan ROT’lerin ilk etkileri sonrasında ozonun gecikmiş etkilerinden sorumlu tutulmaktadır. Uzun yarı ömürlerinden dolayı bu ürünler ototransfüzyon ile vücuda verilmiş olur ve dolaşım yoluyla dokulara ulaşarak buralarda çeşitli biyolojik etkiler gösterirler (31,33,34).
HT tedavisi yapılmadan önce kanın antikoagülan verilerek hazırlanması gerekir. Çünkü ozon doza bağlı olarak trombosit fonksiyonlarının artışına neden olmaktadır. Trombosit fonksiyonlarındaki artışın bazı yararlı sonuçları da olmaktadır. Aktive olmuş trombositler içlerinde bulunan büyüme faktörlerini salarak iskemi ve ülserli hastalarda iyileşmeye olumlu katkı sağlar (12). HT sonrası ozonlanmış kanın vücuda verilmesi ile oluşan terapötik etkileri şekil 1’de gösterilmiştir (31).
Ozonun konsantrasyonuna bağlı olarak artan kuvvetli okside edici özelliği nedeniyle belli bir
www.korhek.org 61
TAF Preventive Medicine Bulletin, 2009: 8(1)
orandan sonra vücut için de toksik etkisi olabileceği gerçeğini unutmamak gerekmektedir. Doğal olarak, organizmadaki antioksidan savunma sistemleri ozon oksidasyonuna karşı koyacaktır. Plazmanın sahip olduğu geniş antioksidan kapasite ve eritrositlerdeki antioksidan enzimler nedeniyle, kan ozon toksisitesine karşı en dirençli dokudur. HT uygulamaları sırasında plazmada çözünen ozonun burada bulunan antioksidanlar (bilirubin, askorbik asit, SH grubu taşıyan glutatyon ve albumin) ile reaksiyona girerek bunların konsantrasyonunu azaltmaktadır (31). Öte yandan, HT sonucu ortaya çıkan ROT artışı ve antioksidanların azalması geçici bir durumdur. Bocci ve Carlo, yaptıkları çalışmada değişik dozlarda (20,40,60,80 μg/ml) ozon uygulanmış kanlarda dozla doğru orantılı olarak glutatyon ve total antioksidan seviyesinde azalma, lipit peroksidasyonu ve okside glutatyon düzeyinde artma olduğunu göstermiş, uygulamanın 20 dakika sonrasında ise antioksidan düzeylerinin eski haline döndüğünü tespit etmişlerdir (30).
Denilebilir ki, HT uygulaması sırasında tedavinin etkinliğini kanın toplam antioksidan gücü belirlemektedir. Kanın antioksidan kapasitesi düşük, ozonun konsantrasyonu fazla olursa şiddetli membran oksidasyonu sonucu eritrositler hemolize olur, tam tersi olduğunda ise ozondan beklenen ROS ve hidrojen peroksit yanıtı yeterli olmayabilir ve arzulanan terapötik etki görülemeyebilir. Ozon uygulamaları sonucunda oluşması beklenen ROT ve lipit oksidasyon ürünlerinin terapötik etki gösterebilmesi için belli bir konsantrasyonda olması gerekir (3). Bu açıdan, kanda bulunan antioksidanların önemi yapılan bir çalışma ile gösterilmiştir. Bu çalışmada eritrositler yıkanarak plazmadan uzaklaştırılmış ve değişik konsantrasyonlarda ozon uygulanmıştır. Yapılan değerlendirmelerde düşük 10-20 μg/ml ozon konsantrasyonlarındaki uygulamalarda bile eritrositlerin çoğunda hemoliz olduğu görülmüştür (28). Yapılan çalışmalarda ozonun terapötik konsantrasyonu 10-80 μg/ml olarak belirlenmiştir. Bu ozon konsantrasyonu Rice-Evans’ın tarif ettiği total antioksidan kapasiteyi %25’den fazla düşürmediği gibi azalan antioksidanlar 20 dakika sonra eski haline gelmektedir. (27,28,35,36).
Ozon uygulaması ile hem oksijenaz-1 (HO-1) enziminin de uyarıldığı bildirilmiştir. Bu enzimin artışından gerek ROT, gerekse yukarıda sözü edilen ılımlı eritrosit hemolizi sorumlu olabilir. HO-1, hem halkasının yıkım yolunda görev alan mikrozomal bir enzimdir ve yapımı oksidatif stres artışı, proinflamatuvar sitokinler ve nitrik oksit (NO) ile uyarılabilmektedir Bu enzim hem molekülünü biliverdin ve karbon monoksite (CO) parçalar. Son yıllarda HO-1 ile yapılmış birçok çalışmada bu enzimin; antioksidan antiapopitotik antiinflamatuar etkilerinin olduğu gösterilmiştir. Ozon uygulaması sonucu görülen en etkin HO-1 artışının aynı zamanda ozonun terapötik doz aralığı olarak da vurgulanan 20-80 μg/ml arasında ortaya çıktığı gösterilmiştir. Yine HO-1’in yanında ısı şok protein-70’in de arttığı gösterilmiştir (36-38).
Ozonun diğer bir uygulama şekli olan minör hemoterapide ise hastadan alınan 5 ml kan ile aynı miktarda 80-100 μl/ml konsantrasyonundaki oksijen/ozon karışımı bir dakika inkübe edilir. Bu süre zarfında ozonunun, yine aynı şekilde kanda önce çözünüp sonra da biyolojik moleküller ile reaksiyona girmesi beklenir. Sonrasında bu kan, gluteus kasına yavaşca enjekte edilir. Bu uygulama sonrasında kas içine enjekte edilen kanın doku derinliklerine ilerlerken pıhtılaşmasına rağmen hastalardan çok azı hafif şişme ve ağrıdan yakınmaktadır. Bu işlem esnasında anesteziye gerek yoktur. Tartışmalı olmakla birlikte, bu uygulamanın immünmodülatuar bir etkisinin olduğu iddia edilmekte ve etki mekanizması şu şekilde açıklanmaktadır: Enjeksiyon yerinde hafif derecede steril inflamasyon meydana gelmekte, bölgeye nötrofil ve monositler gelerek denatüre proteinleri ve parçalanmış eritrositleri fagosite etmektedir. Eğer kan içinde HCV, HBV ve HIV gibi virüsler var ise ozon tarafından inaktive edilip parçalanmış bu virüs atıkları bölgeye gelen bu immün hücreler tarafından ortadan kaldırılır. Böylece bu işlem bir çeşit aşı etkisi yaratır ve immün sistemi bu antijenlere karşı uyarır (3).
Medikal Ozon Tedavisinin klinik uygulamaları
Ozon tedavisinin özellikle inflamatuar sürecin yoğun olarak yaşandığı ve immün sistemin ön planda yer aldığı fizyopatolojik durumlarda tedavi edici etkisi şaşırtıcıdır. Ozon uygulamaları yara iyileşmesi, yaşa bağlı makuler dejenerasyon, iskemik ve infeksiyöz hastalıklarda yapılan vaka analiz çalışmalarında olumlu etkiler göstermiştir. Bunun yanında basit diş ve ağız enfeksiyonlarından hepatitlere kadar uzanan geniş bir aralıktaki çeşitli enfeksiyon hastalıklarında etkin olarak uygulanmaktadır (39-41). Martinez-Sanchez ve arkadaşları diyabetik ayak gelişmiş hastalarda yaptıkları çalışmada ozon tedavisinin etkinliğini değerlendirmişlerdir. Bu çalışmada ozon tedavisi uygulanan hastalarda antibiyotik tedavisi alanlara göre yara iyileşmesi hızlanmış, hastanede kalma süreleri kısalmış, kan şekeri düzeyleri daha iyi kontrol edilebilmiş ve antioksidan enzim düzeyleri artmış olarak bulunmuştur (42). Ayrıca çeşitli 62 www.korhek.org
TAF Preventive Medicine Bulletin, 2009: 8(1)
derecelerde artrit ve artroz vakaları ile romatizmal hastalıkları da kapsayan ortopedik hastalıklarda da faydalı etkiler rapor eden araştırmalar dikkat çekmektedir. Buna örnek olarak Mutu ve arkadaşlarının lomber disk hernisi olan hastalarda yaptığı çalışmayı gösterebiliriz. Bu çalışmada lomber disk hernisi olan hastalara oksijen/ozon karışımı disk içine enjeksiyonla uygulanmıştır ve gerek hasta memnuniyeti gerekse medikal olarak yapılan değerlendirmede bu tedavinin yararlı olduğu görülmüştür (43).
Medikal Ozon Tedavisinin Yan Etki ve Kontrendikasyonları
Ozon tedavisinin yan etkisi yok denecek kadar azdır. Şimdiye kadar bildirilen yan etkiler uygulama hatalarına bağlı lokal komplikasyonlardır. Bazı durumlarda ozon terapisi uygulanması sakıncalı olabilir. Bu durumlar: glukoz 6 fosfat dehidrogenaz enzim eksikliği (favizm), özellikle erken dönem olmak üzere hamilelik, anjiotensin çevirici enzim (ACE) inhibitörü tedavisi görenler, hipertiroidi, kanama bozukluğu, kontrol altına alınamayan kardiyovasküler hastalıklar ve ozona reaksiyon gösteren astım hastaları olarak sıralanabilir (44).
SONUÇ VE ÖNERİLER
Ozon tedavisinin tarihi süreci incelendiğinde ilginç bir gelişme gösterdiği ortaya çıkar. Bu molekül keşfedildikten bir müddet sonra sonra tıbbi amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. Ozon tedavisinin ilkeleri bilimsel olarak belirlenmeden birçok klinik uygulama yapılmıştır. Yakın zamanda doz ve etki çalışmaları yapılmış uygulamalar daha bilimsel bir temele oturmuştur. Bununla birlikte halen ozon tedavisinin etki mekanizmasının birçok yönden açıklanmaya ihtiyacı vardır. Tüm dünyada devam eden deneysel ve klinik ozon tedavisi çalışmaları, yakın gelecekte mekanizmanın daha ayrıntılı açıklanmasına katkıda bulunacaktır. Ülkemizde pekçok uzmanlık alanından hekimin kullandığı ozon tedavisi ile ilgili deneysel çalışmalar özellikle hiperbarik oksijen tedavisi ile karşılaştırmalı olarak GATA Fizyoloji AD. Başkanlığı araştırma laboratuvarında devam etmektedir (45-48).
KAYNAKLAR
1. Jacqueline IK. Kirk-Othmer encyclopedia of chemical tecnology. 3rd ed. John Wiley & Sons, 1981.
2. Bocci V. Ozone as Janus: this controversial gas can be either toxic or medically useful. Mediators Inflamm. 2004; 13(1): 3-11.
3. Bocci V. Scientific and medical aspects of ozone therapy. state of the art. Archives of Medical Research. 2006; 37: 425–435.
4. Rowland FS. Stratospheric ozone depletion. Phil Trans R Soc B. 2006; 361: 769-790.
5. Wright ES, Dziedzic D, Wheeler CS. Cellular, biochemical and functional effects of ozone: new research and perspectives on ozone health effects. Toxicol Lett. 1990; 51(2): 125-45.
6. Sanhueza PA, Reed GD, Davis WT, Miller TL. An environmental decision-making tool for evaluating ground-level ozone-related health effects. J Air Waste Manag Assoc. 2003; 53(12): 1448-59.
7. Bocci V. Oxygen-ozone therapy: a critical evaluation. Springer, 2002, p.1-8.
8. Rubin MB. The hıstory of ozone. Bull Hist Chem. 2001; 26(1): 40-56.
9. Wolff HH. Die Behandlung peripherer Durchblutungsstörungen mit Ozon. Erfahr-Heilkd. 1974; 23: 181-184.
10. Travagli V, Zanardi I, Silvietti A, Bocci V. Physicochemical investigation on the effects of ozone on blood. International Journal of Biological Macromolecules. 2007; 4: 1504-511.
11. Pryor WA, Squadrito GL, Friedman M. The cascade mechanism to explain ozone toxicity: the role of lipid ozonation products. Free Radic Biol Med. 1995; 19(6): 935-41.
12. Di Paolo N, Gaggiotti E, Galli F. Extracorporeal blood oxygenation and ozonation: clinical and biological implications of ozone therapy. Redox Rep. 2005; 10(3): 121-30.
13. Mustafa MG. Biochemical basis of ozone toxicity. Free Radical Biol Med. 1990; 9: 245-265.
14. Esterbauer H, Schaur RJ, Zollner H. Chemistry and biochemistry of 4-hydroxynonenal, malonaldehyde and related aldehydes. Free Radical Biol Med. 1991; 11: 81-128.
15. Hamilton RF, Eschenbacher WL, Szweda L, Holian A. Potential involvement of 4-hydroxynonenal in the response of human lung cells to ozone. Am J Physiol. 1998; 274: L8–L16.
16. Schaur RJ. Basic aspects of the biochemical reactivity of 4-hydroxynonenal. 2003; 24: 149-159.
17. Trachootham D, Lu W, Ogasawara MA, Nilsa RD, Huang P. Redox regulation of cell survival. Antioxid Redox Signal. 2008; 10(8): 1343-74.
18. Korkmaz A, Oter S, Sadir S, Coskun O, Topal T, Ozler M, Bilgic H. Peroxynitrite may be involved in bladder damage caused by cyclophosphamide in rats. J Urol. 2005; 173(5): 1793-6.
www.korhek.org 63
TAF Preventive Medicine Bulletin, 2009: 8(1)
19. Oter S, Korkmaz A, Topal T, Ozcan O, Sadir S, Ozler M, Ogur R, Bilgic H. Correlation between hyperbaric oxygen exposure pressures and oxidative parameters in rat lung, brain, and erythrocytes. Clin Biochem. 2005; 38(8): 706-11.
20. Farber JL, Kyle ME, Coleman JB. Mechanism of cell injury by activated oxygen species. Lab Invest. 1990; 62: 670-679.
21. Jannsen YMW, Van Houten B, Borm PJA, Mossman BT. Cell and tissue response to oxidative damage. Lab Invest. 1993; 69: 261-274.
22. Wiseman H, Halliwell B. Damage to DNA by reactive oxygen and nitrogen species: role in inflammatory disease and progression to cancer. Biochem J. 1996; 313: 17-29.
23. Young IS, Woodside JV. Antioxidants in health and disease. J Clin Pathol. 2001; 54: 176-186.
24. Powis G, Briehl M, Oblong J. Redox signaling and the control of cell growth and death. Pharmacol Ther. 1995; 65: 149-173.
25. Lander HM. An essential role for free radicals and derived species in signal transduction. FASEB J. 1997; 11: 118-124.
26. Thannıckal VJ, Fanburg BL. Reactive oxygen species in cell signaling. Am J Physiol Lung Cell Mol Physiol. 2000; 279(6): L1005–L1028.
27. Bocci V, Valacchi G, Corradeschi F, Fanetti G. Studies on the biological effects of ozone: 8. Effects on the total antioxidant status and on interleukin-8 production. Mediat Inflamm. 1998; 7: 313-317.
28. Travagli V, Zanardi I, Silvietti A, Bocci V. A physicochemical investigation on the effects of ozone on blood. Int J Biol Macromol. 2007; 41(5): 504-11.
29. Valacchi G, Bocci V. Studies on the biological effects of ozone: 10. Release of factors from ozonated human platelets. Mediators Inflamm. 1999; 8(4-5): 205-9.
30. Bocci V, Aldinucci C. Biochemical modifications induced in human blood by oxygenation-ozonation. J Biochem Mol Toxicol. 2006; 20(3): 133-8.
31. Bocci V. Is it true that ozone is always toxic? The end of a dogma. Toxicology and Applied Pharmacology. 2006; 216: 493-504.
32. Di Paolo N, Bocci V, Gaggiotti E. Ozone therapy. Int J Artif Organs. 2004; 27(3): 168-75.
33. Halliwell B, Clement MV, Long LH. Hydrogen peroxide in the human body. FEBS Lett. 2000; 486: 10-13.
34. Bocci V, Aldinucci C, Bianchi L. The use of hydrogen peroxide as a medical drug. Riv Ital Ossigeno Ozonoterapia. 2005; 4: 30-39.
35. Rice-Evans C, Miller NJ. Total antioxidant status in plasma and body fluids. Methods Enzymol. 1994; 234: 279-93.
36. Bocci V, Aldinucci C, Mosci F, Carraro F, Valacchi G. Ozonation of human blood induces a remarkable upregulation of heme oxygenase-1 and heat stress protein-70. Mediators Inflamm. 2007; 2007: 1-6.
37. Fritz HB. Heme oxygenase-1: a therapeutic amplification funnel. FASEB J. 2005; 19(10): 1216-9.
38. LE Otterbein, MP Soares, K Yamashita, FH Bach. Heme oxygenase-1: unleashing the protective properties of heme. trends in Immunology. 2003; 24(8): 449-55.
39. Stübinger S, Sader R, Filippi A. The use of ozone in dentistry and maxillofacial surgery: a review. Quintessence Int. 2006; 37(5): 353-9.
40. Nogales CG, Ferrari PH, Kantorovich EO, Lage-Marques JL. Ozone therapy in medicine and dentistry. J Contemp Dent Pract. 2008; 9(4): 75-84.
41. Bocci V. The case for oxygen-ozonetherapy. Br J Biomed Sci. 2007; 64(1): 44-9.
42. Martínez-Sánchez G, Al-Dalain SM, Menéndez S, Re L, Giuliani A, Candelario-Jalil E, Alvarez H, Fernández-Montequín JI, León OS. Therapeutic efficacy of ozone in patients with diabetic foot. Eur J Pharmacol. 2005; 523(1-3): 151-61.
43. Muto M, Ambrosanio G, Guarnieri G, Capobianco E, Piccolo G, Annunziata G, Rotondo A. Low back pain and sciatica: treatment with intradiscal-intraforaminal O2-O3 injection. Our experience. Radiol med. 2008; 113: 695-706.
44. Bocci V. Ozone a new medical drug. Dordrecht. The Netherlands. Springer, 2005, p. 75-85.
45. Oter S, Korkmaz A. Relevance of hyperbaric oxygen to ozone therapy. Arch Med Res. 2006; 37(7): 917-8.
46. Guven A, Gundogdu G, Sadir S et al. The efficacy of ozone therapy in experimental caustic esophageal burn. J Pediatr Surg. 2008; 43(9): 1679-84.
47. Guven A, Gundogdu G, Sadir S, Topal T, Erdogan E, Korkmaz A et al. Medical ozone therapy reduces oxidative stress and ıntestinal damage in an experimental model of necrotizing enterocolitis in neonatal rats. J Pediatr Surg. 2009; in press.
48. Özler M, Ersöz N, Özerhan İH, Harlak A, Sadır S, Topal T, Öter Ş, Korkmaz A. Sıçanlarda oluşturulmuş peritoneal adezyon üzerine ozon tedavisinin etkisi. 2009; in press.
64 www.korhek.org

Yazının PDF Formatı http://www.korhek.org/khb/khb_008_01-69.pdf

Mevcut yazılı metin bilgilendirme amaçlıdır. Bilimsel verilerden elde edilmiş bilgilerdir. Konu hakkında uzman kişiler tarafından yönlendirilmeniz ve tedaviye yönelik işlemleri bir hekim kontrolünde uygulamanız veya uygulatmanız önerilir.

28 Mayıs 2009 Perşembe

Kanserin Metabolik süreci

KANSERİN METABOLİK SÜRECİ



Boston'daki Beth Israel Hastanesi şef patoloğu Dr. Harold Dvorak, 'Gerçekte hiç kimse kanserden ölmez' diyor. Çoğunlukla organ iflası sonucunda hastalar kaybedilmektedir. Kanser hücresi normal hücrelerden 10 ila 15 kat daha hızlı çoğalır. Bunun sonucunda da fazla miktarda glukoza ihtiyaç duyar. Normal hücreler gibi glukozu yakmayan kanser hücresi glukozu fermente (oksijen kullanmadan yıkım) eder ve sonuç olarak ortama laktik asit salınımına ve aşırı metabolik yüke sebep olur. Laktik asit karaciğere giderek sitrik asit siklusu ile glukoza dönüşür ve karaciğerde glikojen olarak depo edilir.

Karaciğer ve tümör arasındaki bu kısır döngü sonucu oluşan metabolik yük ve enerji kaybı, karaciğerin aşırı çalışarak belirli bir zaman sonra kendisini tüketmeye başlaması ve bu durumun devam etmesi sonucu tükenmesi ile sonuçlanır.

Karaciğerin kanserde üstlendiği görev yukarıda da anlattığımız şekliyle hayati öneme haizdir ve önemi kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Başarılı bir kanser tedavisi ancak sağlıklı ve fonksiyonlarını eksiksiz yerine getirebilen bir karaciğerle yapılabilir. Bu nedenledir ki karaciğerin üzerindeki yükü almamızı sağlayan, onun iş yükünü hafifleten ve bunun yanı sıra kanserde yine önemi kaçınılmaz olan amino asit içeriği ile genlerin tamirinde görev alan XP Tonics SLS’nin neden kullanılması gerektiğini açıkça, tartışmasız gözler
Mevcut yazılı metin bilgilendirme amaçlıdır. Bilimsel verilerden elde edilmiş bilgilerdir. Konu hakkında uzman kişiler tarafından yönlendirilmeniz ve tedaviye yönelik işlemleri bir hekim kontrolünde uygulamanız veya uygulatmanız önerilir.

17 Mayıs 2009 Pazar

KANSER METABOLİZMASI

KANSERİN METABOLİK SÜRECİ

Kanserden kimse ölmez, kanserin oluşturduğu ve çoğunlukla organ iflası sonucunda hastalar kaybedilmektedir. Kanser hücresi normal hücrelerden 10 ila 15 kat daha hızlı çoğalır. Bunun sonucunda da fazla miktarda glukoza ihtiyaç duyar. Normal hücreler gibi glukozu yakmayan kanser hücresi glukozu fermente (oksijen kullanmadan yıkım) eder ve sonuç olarak ortama laktik asit salınımına ve aşırı metabolik yüke sebep olur. Laktik asit karaciğere giderek CORI döngüsü ile glukoza dönüşür ve karaciğerde glikojen olarak depo edilir.

Karaciğer ve tümör arasındaki bu kısır döngü sonucu oluşan metabolik yük ve enerji kaybı, karaciğerin aşırı çalışarak belirli bir zaman sonra kendisini tüketmeye başlaması ve bu durumun devam etmesi sonucu tükenmesi ile sonuçlanır.

Karaciğerin kanserde üstlendiği görev yukarıda da anlattığımız şekliyle hayati öneme haizdir ve önemi kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Başarılı bir kanser tedavisi ancak sağlıklı ve fonksiyonlarını eksiksiz yerine getirebilen bir karaciğerle yapılabilir. Bu nedenledir ki karaciğerin üzerindeki yükü almamızı sağlayan, onun iş yükünü hafifleten ve bunun yanı sıra kanserde yine önemi kaçınılmaz olan amino asit içeriği ile genlerin tamirinde görev alan XP Tonics SLS’nin neden kullanılması gerektiğini açıkça, tartışmasız gözler önüne sermektedir.

7 Mayıs 2009 Perşembe

Hepatit C ve Ozone Therapy

Hepatitis C and Ozone Therapy
by Gérard V. Sunnen, M.D.

Abstract
Hepatitis C (HCV) is a global disease with an expanding incidence and prevalence base. Of massive public health importance, hepatitis C presents supremely challenging problems in view of its adaptability and its pathogenic capacity. The unique strategies that HCV utilizes to parasitize its host make it a formidable enemy and therapeutic interventions need considerable honing to counter its progress. Ozone, because of its special biological properties, has theoretical and practical attributes to make it a potent HCV inactivator.

History of the virus A form of hepatitis became recognized in the 1970's that resembled hepatitis B, serum hepatitis, and to a lesser extent hepatitis A, infectious hepatitis. It had, however, novel features, amongst them, a distinctive serological profile. In 1989, the genome of hepatitis C (HCV) was deciphered.

It is possible, by means of extrapolation from the genetic evolution of a virus, to approximate its age. Sequence genetic analysis points to the diversification of different HCV genotypes 200 to 400 years ago. Ancestors to these genotypes probably date back 100,000 or so years when viruses co-evolved with modern humans. Further analysis of genetic viral trees and Old and New World primates take the primordial forms of these viruses to primate speciation periods some 35 million years ago.

Today, in the context of human population growth, migration, and global travel, the hepatitis C virus has expanded its territories, geographically, and demographically. There is every indication that the evolution of this virus, in all its forms, is currently manifesting an accelerated phase.

Virion architecture and molecular biology The HCV particle is composed of a nucleocapsid containing its genome, an RNA single strand composed of approximately 9600 nucleotides, and its protein coating. The nucleocapsid is surrounded by an envelope which allows attachment and penetration into host cells. The genome encodes structural proteins designated as core (C), envelope 1 (E1), envelope 2 (E2), and P7 (unknown function), providing for virion architecture, and nonstructural proteins, mainly enzymes essential to the virion's life cycle, designated as NS2, NS3, NS4A, NS4B, NS5A, and NS5B. Proteases release structural and nonstructural proteins. Helicases unwind viral nucleic acid. Polymerases replicate RNA. Within this genome is located a hypervariable region implying an area of intensive genetic fluidity and mutational potential. HCV displays great genotypic flexibility which makes for sophisticated evasiveness to host defenses.

The nucleocapsid is surrounded by an envelope, a lipid bilayer associated with a union of carbohydrates and proteins, glycoproteins. Up to 60% of the lipid component of the envelope is phospholipid and the remainder is mostly cholesterol. It possesses projections called peplomers which facilitate attachment to host cells. One protein on peplomers of the HCV particle which is thought to be instrumental in the attachment process is designated CD-81.

The sequence of nucleotides within the HCV genome shows significant variations. Strains obtained from different parts of the world, for example, may differ substantially in their structural and nonstructural protein compositions. This has lead to a system of classification of the HCV family into 6 genotypes (1 to 6), and approximately 100 subtypes (designated a, b, c, ect.). Genotypes vary from each other by a factor of 30% over the entire genome. Subtypes vary by about 20%. Genotypes 1 to 3 have global distribution, while genotype 4 and 5 are found mainly in Africa, and 6 is distributed in Asia. Importantly, genotype and subtype differences have shown varying susceptibility to antiviral therapy.

Within any one afflicted individual, HCV particles do not show a homogeneous population. Instead, they function as a pool of genetically variant strains known as quasispecies. This is due to the high replication error inherent in the function of the polymerase enzymes. Herein lies one of the important armaments of HCV. Continuously generated genetic diversity gives it great advantage in negotiating and conquering immune defense and therapeutic strategies. Furthermore, the antigenic differences between genotypes may have implications regarding the proper evaluation and the therapeutic regimen of patients.

Viral life cycle A freely circulating virion enters a host cell by binding to a cell surface receptor. In the case of HCV the host cell is a hepatocyte. However, bone marrow, kidney cells, macrophages, lymphocytes, and granulocytes may also be trespassed.

Once cell entry is achieved, the virion sheds its envelope to commence its replication. It binds to cellular ribosomes and released viral polymerase begins the RNA replication cycle. Newly formed nucleocapsids continue their assembly with the acquisition of new envelopes by means of budding through membranes of the cell's endoplamic reticulum. Newly formed virions may number in the range of 10 billion daily. The average life span of virions is in the order of a few hours.

Virions are then released into the general blood and lymphatic circulation, ready to infect new cells, re-infect already diseased cells, or a new host, mainly through bodily fluid transmission pathways. HCV RNA, as measured by polymerase chain reaction (PCR) may show 10 million or more virions per ml. As little as 0.0001 ml of blood may be sufficient to impart infection. The evolution of hepatitis C is characterized by phases of accentuated viremia punctuated by periods of relative quiescence. The presence and timely detection of these viremic waves may offer novel therapeutic considerations.

Clinical and laboratory manifestations Hepatitis, from anyone of the several viruses capable of inducing liver inflammation, produce a spectrum of clinical and laboratory manifestations. Hepatitis C distinguishes itself by the low incidence of acute phases and by the high incidence of progression to chronicity. Acute hepatitis C progresses from exposure, to incubation, to pre-icteric, icteric, and convalescent phases. With an incubation period of about 6 weeks, the first and sometimes only symptoms include weakness, fatigue, indolence, headache, nausea, poor appetite, and vague abdominal pain. The pre-icteric period extends from the onset of symptoms to the appearance of jaundice, ranging usually from 2 to 12 days. The icteric phase corresponds to the declaration of jaundice and darkened urine. The convalescent phase is marked by the gradual disappearance of symptoms.

Chronic hepatitis C is characterized by the presence of HCV RNA and the elevation of liver enzymes for 6 months or longer. Patients may be asymptomatic, or at times suffer an acute exacerbation with a return of symptoms. Approximately 75% of acutely ill patients continue into a chronic phase evidenced by parameters of viral presence.

Hepatitis C can only be distinguished from other viral hepatic conditions by serological and virological determinations. Liver enzymes characteristically affected by HCV infection include serum alanine transfesferase (ALT), aspartate aminotransferase (AST), gamma- glutamyl transpeptidase (GGTP), and alkaline phosphatase; in addition, there may be abnormalities in bilirubin, serum albumin, prothrombin time, and platelet density.

Cirrhosis, a diffuse disruption of liver tissue architecture with regenerative nodules surrounded by fibrosis, is an important sequel to hepatitis C. Within 20 years post HCV infection 20 to 25% of patients will develop cirrhosis. Hepatic decompensation ensues with ascites as the salient marker.

Hepatocellular carcinoma, another notable outcome of HCV infection is present in approximately 5% of patients post infection. The presence of cirrhosis is central to its genesis. Although the mechanisms by which cirrhosis ushers carcinoma are unknown, it is likely that chronic inflammation and the sustained pressure of cellular regeneration play important roles.

Up to 10% of patients appear to have fully conquered the disease. HCV antibodies are undetectable, as is HCV RNA. Liver enzymes are fully normalized, but liver biopsy may show lingering areas of stagnant inflammation and spotty necrosis. It is thus possible for host immunocompetence to vanquish HCV infection and therapeutic strategies aim to assist the host immune system to achieve this goal.

Immunological response to the virus HCV particles are detected early in the infection, usually 1 to 2 weeks following exposure. Antibodies to HCV core, nonstructural, and envelope elements appear about 6 weeks after exposure. A broad range of cytokines are mobilized. Cellular immunity is activated with broad recruitment of neutrophils, natural killer (NK), macrophages, and CD4 and CD8 T helper cells.

Current and experimental treatment strategies As of this date the main treatment strategies for hepatitis C include interferon and ribavirin. Interferons are natural cellular products which activate macrophages, neutrophils and natural killer cells. There is controversy as to interferon's biological effects, be they mostly immunoregulatory or directly antiviral. Ribavirin is a guanosine analog that represses messenger RNA formation thus inhibiting the replication of many DNA and RNA viruses. It is, however, mutagenic to mammalian cells. Ribavirin and interferon have significant medical and psychiatric side effects.

Treatment response is defined as undetectable viral load 6 months following therapy. Contemporary detection methods of quantitative HCV RNA determinations are capable of detecting approximately 1000 viral copies per serum ml.

Resistance to antiviral therapies is a particularly vexing problem in anti HCV treatment. Novel and experimental antiviral compounds include inhibitors of protease, polymerase and helicase.

Vaccine development needs to take into account HCV's antigenic rainbow and its high mutability. High mutation rates in this condition implies a dauntingly diverse and variable array of viral antigenic components. It is estimated, for example, that HCV mutates significantly in its own host approximately a thousand times a year. This implies that within any one afflicted individual there exists an awesomely large array of viral quasispecies, which in turn creates commensurate difficulties in the creation of effective vaccines.

Ozone: Physical and physiological properties Ozone (O3) is a naturally occurring configuration of three oxygen atoms. With a molecular weight of 48, the ozone molecule contains a large excess of energy. It has a bond angle of 127° and resonates among several forms. At room temperature, ozone has a half life of about one hour, reverting to oxygen. A powerful oxidant, ozone has unique biological properties which are being investigated for applications in various medical fields. Basic research on ozone's biological dynamics have centered upon its effects on blood cellular elements (erythrocytes, leucocytes, and platelets), and to its serum components (proteins, lipoproteins, lipids, carbohydrates, electrolytes). Administrating increaing dosages of ozone to whole blood shows that beyond a certain threshold there is a rise in the rate of hemolysis. This threshold, depending upon various parameters, begins to be reached at 40 to 60 micrograms per milliliter, and becomes significant when higher levels are attained. Precise ozone dosing capacity is therefore essential in clinical practice and research.

Leucocytes show good resistance to ozone because they have enzymes which protect them from oxidative stress. These enzymes include superoxide dismutase, glutathione, and catalase. Research has shown that platelets also maintain their integrity after ozone administration. In ozone therapy, the doses applied to blood are gauged to avoid disruption of its cellular elements. Serum components remain viable during ozone therapy. Lipid and protein peroxides, produced in small amounts by ozonation, have demonstrable antiviral properties. Interestingly, ozone tends to stimulate leucocyte function and cytokine production. Ozone increases the oxygen saturation (p02) in erythrocytes and enhances their pliability so that capillary circulation is facilitated.

Ozone: Antiviral properties Recently, there has surged renewed interest in the potential of ozone for viral inactivation. It has long been established that ozone neutralizes bacteria, viruses, and fungi in aqueous media. This has prompted the creation of water purification processing plants in many major municipalities worldwide.

Ozone's antiviral properties may also be applied to the treatment of biological fluids, albeit in technologically and physiologically appropriate ways. Indeed, it is noted that ozone, administered in such dosages designed to respect the integrity of blood's cellular and constituent elements, is capable of inactivating a spectrum of viral families.

Some viruses are much more susceptible to ozone's action than others. It has been found that lipid-enveloped viruses are the most sensitive. This group includes, amongst others, HCV, Herpes 1 and 2, Cytomegalus, HIV1 and 2.

The envelopes of viruses provide for intricate cell attachment, penetration, and cell exit strategies. Peplomers, finely tuned to adjust to changing receptors on a variety of host cells, constantly elaborate new glycoproteins under the direction of E1 and E2 portions of the HCV genome. Envelopes are fragile. They can be disrupted by ozone and its by-products.

In HCV, viral load appears to be a major factor in the invasiveness and virulence of the disease process. Preliminary research has shown that reduction of viral load in Hepatitis C by means of ozone therapy can significantly normalize hepatic enzymes and improve measures of global patient health. Volunteers administered ozone therapy according to the method outlined below achieved a viral load reduction in the order of 5 log, or 99.9%, along with a normalization of liver enzyme levels.

Ozone: Clinical methodology Ozone may be utilized for the therapy of a spectrum of clinical conditions. Routes of administration are varied and include external and internal (blood interfacing) methods. In the technique of ozone major autohemotherapy for hepatitis C, an aliquot of blood is withdrawn from a virally-afflicted patient, anticoagulated, interfaced with an ozone/oxygen mixture, then re-infused. This process is repeated serially until viral load reduction is documented.

The aliquots of blood range from 50 ml. to 300 ml. Ozone dosages and treatment frequency vary according to treatment protocols. The reason aliquots of blood are treated and not, as one would propose, the entire blood volume, is that in the latter case the total ozone dosage administered would exceed toxic limits.

The average adult has 4 to 6 liters of blood, accounting for about 7% of body weight. How can the viral load reduction observed via ozone therapy be explained in the face of a technique that treats relatively small amount of blood, albeit serially?

Ozone: Possible mechanisms of anti-viral action
The viral culling effects of ozone in infected blood may recruit the following mechanisms:

Denaturation of virions through direct contact with ozone. Ozone, via this mechanism, disrupts viral envelope proteins, lipoproteins, lipids, and glycoproteins. The presence of numerous double bonds in these unsaturated molecules makes them vulnerable to the oxidizing effects of ozone which readily donates its oxygen atom and accepts electrons in these redox reactions. Double bonds are thus reconfigured, molecular architecture is disrupted and widespread breakage of the envelope ensues. Deprived of an envelope, virions cannot sustain nor replicate themselves.

Ozone proper, and the peroxide compounds it creates, may directly alter structures on the viral envelope which are necessary for attachment to host cells. Peplomers, the viral glycoproteins protuberances which connect to host cell receptors are likely sites of ozone action. Alteration in peplomer integrity impairs attachment to host cellular membranes foiling viral attachment and penetration.

Introduction of ozone into the serum portion of whole blood induces the formation of lipid and protein peroxides. While these peroxides are not toxic to the host in quantities produced by ozone therapy, they nevertheless possess oxidizing properties of their own which persist in the bloodstream for several hours. Peroxides created by ozone administration show long-term antiviral effects which serve to further reduce viral load. This factor may explain in part the reason for the fact that ozonated blood in the amount processed in usual treatment protocols is able to reduce viral load values in the total blood volume.

Immunological effects of ozone have been documented. Cytokines are proteins manufactured by several different types of cells which regulate the functions of other cells. Mostly released by leucocytes, they are important in mobilizing the immune response. It has been found that ozone induces the release of cytokines which in turn activate a spectrum of immune cells. This is likely to constitute a significant avenue for the reduction of circulating virions.

Ozone action on viral particles in infected blood yield several possible outcomes. One outcome is the modification of virions so that they remain structurally grossly intact yet sufficiently dysfunctional as to be nonpathogenic. This attenuation of viral particle functionality through slight modifications of the viral envelope, and possibly the viral genome itself, modifies pathogenicity and allows the host to increase the sophistication of its immune response. The creation of dysfunctional viruses by ozone offers unique therapeutic possibilities. In view of the fact that so many mutational variants exist in any one afflicted individual, the creation of an antigenic spectrum of crippled virions could provide for a unique host-specific stimulation of the immune system, thus designing what may be called a host-specific autovaccine.

Summary
Viruses are far from being static entities. As quintessential intracellular parasites they have developed, through millions of years of cohabitation with their hosts, astoundingly sophisticated structures, survival, and propagation mechanisms. They have adapted, modified their biological strategies, and evolved impressive genetic diversity and mutational capacity to cope with the changing ecology of planetary life.

HCV has an extremely high rate of mutation and within any one individual there may exist millions of antigenic quasispecies. The disease process is marked by periods of viral quiescence alternating with viremic waves whereby billions of virions are poured into the blood and lymphatic reservoirs. Their astounding numbers stress the immune system relentlessly and produce an inexorable compromise in all parameters of its functioning.

Viral load reduction by means of ozone blood treatment alleviates immune system fatigue. Ozone-mediated viral culling may be achieved by anyone of a number of possible mechanisms. Direct virion denaturation, peplomer alteration, lipid and protein peroxide formation, cytokine induction, host pan-humoral activation, and host-specific autovaccine creation are suggested mechanisms. Due to the excess energy contained within the ozone molecule, it is theoretically likely that ozone, unlike antiviral options available today, will show effectiveness across the entire genotype and subtype spectrum.

Ozone embodies unique physico-chemical and biological properties which suggest an important role in the therapy of hepatitis C, either as a monotherapy, or as an adjunct to standard treatment regimens.

BIBLIOGRAPHY

* Bartenschlager R. Candidate targets for hepatitis C virus-specific antiviral therapy. Intervirology 1997; 40:378-393
* Bocci V, Luzzi E, Corradeschi F, Paulesu, et al. Studies on the biological effects of ozone: 5. Evaluation of immunological parameters and tolerability in normal volunteers receiving ambulatory autohaemotherapy. Biotherapy 1994; 7:83-90
* Bocci V. Ozonation of blood for the therapy of viral diseases and immunodeficiencies. A hypothesis. Medical Hypotheses 1992 Sept; 39(1):30-34
* Bolton DC, Zee YC, Osebold JW. The biological effects of ozone on representative members of five groups of animal viruses. Environmental Research 1982; 27:476-48
* Buckley RD, Hackney JD, Clarck K, Posin C. Ozone and human blood. Archives of Environmental Health 1975; 30:40-43
* Cardile V, et al. Effects of ozone on some biological activities of cells in vitro. Cell Biology and Toxicology 1995 Feb; 11(1):11-21
* Carpendale MT, Freeberg JK. Ozone inactivates HIV at noncytotoxic concentrations. Antiviral Research 1991; 16:281-292
* Dailey JF. Blood. Medical Consulting Group, Arlington MA, 1998
* Di Bisceglie AM, Bacon BR. The unmet challenge of hepatitis C. Scientific American 1999; 281:58-63
* Dienstag JL. Sexual and perinatal transmission of hepatitis C. Hepatology 1997; 26: 66S-70S
* Dieperink E, Willenbring M, Ho SB. Neuropsychiatric symptoms associated with hepatitis and interferon alpha: A review. Am J Psychiatry 2000 June; 157(6):867-876
* Evans AS, Kaslow RA (Eds). Viral Infections in Humans: Epidemiology and Control, Fourth Edition, Plenum, New York, 1997
* Gonzalez-Peralta RP, Qian K, She JY, et al. Clinical implications of viral quasispecies heterogeneity in chronic hepatitis C. J Med Virology 1996; 49:242-24
* Harrison TJ, Zuckerman AJ (Eds). The Molecular Medicine of Viral Hepatitis. Molecular Medical Science Series. John Wiley & Sons, New York, 1997
* Konrad H. Ozone therapy for viral diseases. In: Proceedings 10th Ozone World Congress 19-21 Mar 1991, Monaco. Zurich: International Ozone Association 1991:75-83
* Liang TJ, Hoofnagle JH, (Eds). Hepatitis C. Academic Press, San Diego, 2000
* Maggi F, Fornai C, Morrica A, et al. Divergent evolution of hepatitis C virus in liver and peripheral blood mononuclear cells of infected patients. J Med Virology 1999; 57:57-63
* Major ME, Feinstone SM. The molecular virology of hepatitis C. Hepatology 1997; 25: 1527-1538
* Maertens G, Stuyver L. Genotypes and genetic variation of hepatitis C virus. In: The Molecular Medicine of Viral Hepatitis. John Wiley $ Sons Ltd., London, 1997: 225-227
* Monjardino J. Molecular Biology of Hepatitis Viruses, Imperial College Press, London, 1998
* Par A, et al. Hepatitis C virus infection: pathogenesis, diagnosis and treatment. Scandinavian Journal of Gastroenterology. 1998 Suppl; 228: 107-114
* Paulesu L, Luzzi L, Bocci V. Studies on the biological effects of ozone: Induction of tumor necrosis factor (TNF-alpha) on human leucocytes. Lymphokine Cytokine Research 1991; 5:409-412
* Pawlotsky J. Hepatitis C virus resistance to antiviral therapy. Hepatology Nov. 5, 2000; 32: 889-89
* Roy D, Wong PK, Engelbrecht RS, Chian ES. Mechanism of enteroviral inactivation by ozone. Applied Environmental Microbiology 1981; 41: 728-733
* Sarara AI. Chronic hepatitis C. South Med J. 1997; 90: 872-877
* Seeff LB. Natural history of hepatitis C. Hepatology 1997; 26: 21S-28S
* Sunnen GV. Ozone in Medicine. Journal of Advancement in Medicine. 1988 Fall; 1(3): 159-174
* Trivedi M. Newly diagnosed hepatitis C: Lack of symptoms doesn't mean lack of progression. Postgraduate Medicine 1997; 102: 95-98
* Valentine GS, Foote CS, Greenberg A, Liebman JF (Eds). Active Oxygen in Biochemistry. Blackie Academic and Professional, London, 1995
* Vaughn JM, Chen Y, Linburg K, Morales D. Inactivation of human and simian rotaviruses by ozone. Applied Environmental Microbiology 1987; 48:2218-2221
* Viebahn R. The Use of Ozone in Medicine. Haug, Heildelberg, 1994
* Wells KH, Latino J, Gavalchin J, Poiesz BJ. Inactivation of human immunodeficiency virus Type 1 by ozone in vitro. Blood 1991 Oct; 78(7):1882-1890
* Yu BP. Cellular defenses against damage from reactive oxygen species. Physiological Reviews 1994 Jan; 74(1):139-162

http://www.triroc.com/sunnen/topics/hepc.htm sayfasından alınmıştır.

PEPTİD TEDAVİLERİ Peptid tedavisi, sağlık ve zindelik için en son teknoloji bir yaklaşım olarak hızla popülerlik kazanmaktadır. İnsanların...